ögretmen sinifta madenleri ve ne kadar degerli olduklarini anlatiyormus. dersin bitiminde çocuklara sormus:
- "çocuklar! kim hangi madene sahip olmak ister?"
önce david cevap vermis:
- "platin, ögretmenim. onunla kendime bir porsche alirdim."
ardindan mike cevaplamis:
- "altin, ögretmenim. altinlarimla kendime sonmodel bir cadillac alirdim."
en son küçük joe yanitlamis:
-"silikon, ögretmenim. ablamda iki tane var, kapinin önündeki arabalari hayal bile edemezsiniz!…"
çiftçi tavuklari için hiç yorulmayan bir horoz almak için pazara gider.
pazarci : istediginiz herseyi bu horoz yapar, diye azgin mi azgin bir horoz satar bizim çiftçiye. adam çiftlige döner ve horozu kümese koyar koymaz tüyler uçusur, gidaklama sesleri, feryat figan, çiftçi çok memnundur. ama horoz cok azgindir, sadece kumesi degil, çiflikteki hayvanlar, atlar, koyunlar, inekler vs. vs. adam memnundur ama bir yandan da endiselenir, horoz iki günde ölecek diye. horozu tutmaya çalisir ama nafile. neyse der eve girer.
ertesi gün bir bakar ki, horoz ayaklar havada, dili disarda kümesin önünde pestil vaziyette yatiyor ve hatta tepesinde bir akbaba uçusuyor.
çiftçi kendi kendine : ehh iste sana dedim geberecen diye, seklinde söylenir.
horoz, bir gözünü hafif açarak çiftçiye kisik sesle homurdanir;
-hissst! sus lan sus! akbabayi kaçirican!
kayseri’de yol çalismasi yapiliyomus. köylüler esegin birini salip geçtigi yerden yolu geçiriyolarmis. o sirada oradan geçmekte olan amerikali bir mühendis görmüs bunlari.
merak etmis; gitmis yanlarina.
-merhaba dayi nabiyonuz böyle? demis.
köylü -yol yapiyoz diye cevap vermis.
-"e bu essek ne" diye devam etmis mühendis.
köylü genel prosedürü söyle bir anlatmis. essegin yolun nerden geçecegine karar verdigini söylemis. bizim amerikali mühendis yerlere yatmis gülmekten, öyle sey mi olur diye. alayci bir tonla:
- "eee demis, essek bulamiyinca napiyonuz?"
köylü:
- "o zaman amerika’dan mühendis getirtiyoz."
gariban bir köylü şehre inmişti. büyük bir mağazada iki kişinin karşılıklı oturup konuştuklarını gördü. içerde bir masa ve üç dört koltuktan başka bir şey görünmüyordu. merak etti ve içeri girdi:
- selamünaleyküm ağalar.
- aleykümselam hemşerim ne istiyorsun?
- merak ettim acaba burada ne satıyorsunuz?
köylü ile dalga geçmek isteyen emlak komisyoncusu sırıtarak cevap verdi:
- eşek satıyoruz.
köylü de taşı gediğine yerleştirdi:
- sadece ikiniz misiniz yoksa daha var mı ?
üç arkadas tren istasyonuna gitmisler. içlerinden biri giseye
yaklasip bilet almis ve trenin kalkmasina ne kadar zaman oldugunu
sormus.
- bir saat on bes dakika… arkadaslarına dönmüs:
- daha çok var, hadi gidip su karsıkı kafede çay içelim… oradan
buradan derken laf lafı açmis… birden
tren düdügüyle kendilerine gelmisler.
kosarak disari firlamislar ama, nafile… tren kaçmis..
sormuslar:
- sonraki tren ne zaman?
- bir buçuk saat sonra… yine dönmüsler kafeye. yine çay, yine laf
ve derken yine düdük sesi…
kosmuslar ama bu defa da treni kaçirmislar.
bir saat sonra bir tren daha varmis. dönmüsler kafeye…
ama bu kez uyanik duruyorlar.
trenin sesini duyar duymaz kalkmislar ve kosmaya baslamislar.
içlerinden ikisi; biri bir vagona, digeri baska vagona zar zor
yetismis…
üçüncü ise geride kalmis ve yetisememis…
bir süre dövündükten sonra baslamis katila katila gülmeye.
durumu gören istasyon memuru dayanamayip sormus:
- hem treni kaçirdin hem gülüyorsun!
- nasil gülmeyeyim!… onlar beni ugurlamaya gelmisti…
ögrenci sinifa yeni gelmisti. ikinci gün ögretmenine sordu:
- ögretmenim, insana yapmadigi bir sey için ceza verir misiniz?
- olur mu evladim, insan yapmadigi sey için cezalandirilir mi, niye sordun bunu?
- efendim dün verdiginiz ev ödevini yapmamistim da ceza verirsiniz saniyordum!..
yasli ve zengin bir adamin hepsi birbirinden zeki 3 oglu varmis. birgün amansiz bir hastalikla yataga düşen yasli adam verasetini açiklamak için ogullarini yanina çagirmis.
- ogullarim benim vaktim geldi artik, ecel kapida. ben ölünce tabi ki mallarimin hepsi sizin ve siz çok zekisiniz ama siz mallarimi bölüseceksiniz diye birbirinize düsmemeniz için sehrin kadisina gidin. o kadiya benim selamimi söyleyin o size mirasinizi bölüstürür.
ve adam ölür ogullari da babasinin istegi üzerine kadiya gitmek için yola düserler. tabi yesillik yerlerden, gölden, yagmurdan, çamurdan felan geçerler.
derken önlerine bi adam çikar ve bizim 3 biradere sorar;
- efendiler ben devemi kaybettim siz yolda bir deve gördünüz mü? der.
büyük kardes sorar;
- tek gözü kör müydü
adam "evet" der.
ortanca kardes sorar;
- kuyrugu kesik miydi
adam "evet" der
küçük kardes sorar;
- bir ayagi topal miydi
adam ona da "evet" der.
bu sorulardan sonra 3 birader devesini kaybeden adama biz senin deveni görmedik derler. adam birden sinirlenir. "yaa nasil olur. hem bütün
özelliklerini bildiniz hem de görmedik diyorsunuz. bende sizinle beraber gidecem ve gittiginiz yerdeki kadiya sizi sikayet edecegim" der.
biraderlerde "olur gel" derler.
ve sonunda kadinin yanina varirlar, huzuruna çikarlar. 3 birader der ki;
- efendim bizim babamiz vefat etmeden önce mirasi bölüsmemiz için size gelmemizi söylemisti. biz de bu yüzden geldik. kadi devesini kaybeden adama
döner ve; -sen niye geldin. der adam da : efendim ben devemi kaybettim. yolda bunlari gördüm. onlara devemi gördünüz mü dedim onlarda devemin bütün özelliklerini bildikleri halde görmedik dediler. ben bunlardan süpheliyim der.
kadi biraderlere döner ve sorar:
- sen nerden bildin tek gözünün kör oldugunu.
- efendim, yolda gelirken yesillik yerden getik. baktim ki yesilliklerin hep bi tarafindan yenilmis öbür tarafina yanasmamis bile. tek gözünün kör oldugunu oradan anladim.
- peki sen nerden bildin kuyrugunun kesik oldugunu.
- efendim, yolda gelirken deve pisligi gördüm. devenin pislikleri hep daginik düsmüs. halbuki kuyrugu olsaydi hep toplu düserdi. oradan bildim
kuyrugunun olmadigini.
- peki sen nerden bildin bi ayaginin topal oldugunu.
- efendim, gelirken gölden getik. baktim ki devenin 3 ayaginin tam izi bir de yarim ayak izi var. tek ayaginin topal oldugunu oradan anladim.
kadi devesini kaybeden adama döner ve "kardesim bunlar senin deveni görmemisler" der. kadi o adami gönderir ve düsünür "ulan bunlar benden zeki ben bunlara nasil miras bölüstürecegim. neyse ben bunlara bi ziyafet vereyim sonrada kapi arkasindan dinleyeyim bakalim ne konusuyorlar" diye düsünür ve bizim 3 biraderi evine götürür hanimina güzel bi ziyafet hazirlattirir yemek gelir ve kadi "siz yemeginizi yiyin ben bi yere varip gelecegim" der ve kapi arkasina geçer.
büyük kardes der ki;
- yaa kuzu çok iyiymiste, keske köpek emmeseydi.
kadi sasirir.
ortanca kardes der ki;
- yaa sarap iyiymiste, keske mezar topragindan yapmasalardi.
kadi iyice sasirir.
küçük kardes de der ki;
yaa kadı; iyiymiste, keske ibne olmasaydi.
kadi bu lafi duyar duymaz gelenlerin zeki oldugunu düsünerek hemen arastirmaya gider.
kuzuyu aldigi adama "bu kuzu ne emdi" diye sorar.
adamda "kuzunun annesi öldüydü ben de kapinin önünde yatan köpege emzirttim" der.
daha sonra sarabi aldigi adama gider ve "bu sarabin topragi nerden" diye sorar. adamda "valla bizim burada en güzel toprak mezarlikta var, ben de mezar topragindan yaptim" der.
kadi "ulan bunlar ikisinide bildi" diye düsünerekten annesinin yanina gider ve "anne ben ibne miyim " diye sorar. annesi de "oglum hatırlamzsın sen
küçükken ormanda sana oduncu tecavüz etmişti" der.
kadi bu saskinliklar içinde bizim 3 biraderin yanina gider ve baslar sormaya.
büyük kardese;
- söyle bakalim kuzunun köpek emdigini nerden bildin.
- nerden olacak. bak kuzunun budunun bu kenarinda yag olmaz. ama köpegi emdigi için burada yag var.
ortanca kardese;
- söyle bakalim sarabin mezar topragindan oldugunu nerden bildin.
-nerden olacak. içiyorum içiyorum zevk yerine keder veriyor.
ve küçük kardese sorar;
- söyle bakalim sen benim ibne oldugumu nerden bildin.
- nerden olacak, ibne olmasan girişe fener bayrağı asmazdın
çocuk ve annesi bigün yolda gitmekteler.yolda çiftleşen köpekler görüyolar.çocuk annesine:
- “anne bunlar naapıyorlar? ” diye sorar.
anne:
- “üsttekinin ön ayakları kırılmı$ alttaki de onu hastaneye götürüyo” der.
çocuk:
- “ vay am*na kodumun dünyası. hem yardım et hem s*ksinler ”
temel aksam eve gelmis. fadime boynuna sarilarak karsilamis onu.
"temel’um harika bir haberim var. bir ay geciktim. herhalde bir bebegimiz olacak.
doktor bu sabah test yapti. sonucunu alana kadar kimseye soylemeyelim"
demis heyecanla.
tesaduf bu ya, ertesi sabah trabzon elektrik idaresi’nden bir gorevli son faturayi odemedikleri icin kapiyi calmis.
"siz fadime misiniz?’ biliyor musunuz? bir aylik gecikmeniz var."
"bir aylik gecikmem oldugunu siz nereden bilyorsunuz? bu konuyu daha dun gece esimle konustum" demis fadime hayretle.
"bu dosyalarimizda acikca goruluyor".
"ne, dosyalarinizda mi?”
"kesinlikle!!"
"beyefendi. bu isi esimle tekrar konusacagim bu gece," demis fadime.
aksam fadime korkuyla olup biteni temel’e an latmis.
ertesi sabah temel kizgin bir boga gibi trabzon elektrik idaresi’ne dalmis.
"neler oluyor burada? karim bir dosyadan bahsetti. aylik gecikmesi ile ilgili," diye bagirmis.
"sakin olun. ciddi bir sey degil," demis memur. "bu gecikme icin bize borclusunuz!".
"size borclu muyum? ya odemezsem?"
"o zaman biz de sizinkini kesmek zorunda kalacagiz".
"o zaman fadime ne yapacak?"
"bilmiyorum beyefendi," demis memur. "hanimefendi artik mumla falan idare eder".
kuru fasulyeye bayılan bir adam, bir kıza aşık olmuş. evlenmeleri kesinleştiğinde "karım benim bu halime katlanamaz" deyip fasulye yemekten vazgeçmiş. evlendikten bir kaç ay sonra işten eve gelirken yolda arabası arızalanmış. kasabada yaşadıkları için evi arayıp yürümek zorunda olduğunu ve geç gelebileceğini söyleyip telefonu kapatmış.
yolun üzerinde bulunan bir lokantanın yanından geçerken fırında fasulye kokusu etrafını sarmış. yolunun uzun olduğunu ve fasulye yese bile etkisinin eve varıncaya kadar
geçeceğini düşünmüş. içeri girmiş çıkana kadar üç büyük porsiyon yemiş.
tüm yol boyunca "patada-putada" eve gelmiş. karısı onu kapıda karşılamış ve heyecanla "sevgilim sana akşam yemeğine en güzel sürprizi hazırladım" demiş ve gözlerini bağlamış. adamı masanın başına oturtup bandı açmaması için söz almış. bu sırada adam içinden bir tane daha geldiğini fark etmiş. tam karısı gözündeki bandı çıkaracakmış ki telefon çalmış.
kadın gidip telefona bakmış. karısı gittiği için adam fırsat bu fırsat deyip ağırlığını bir bacağına verip salmış. sadece gürültülü çıktığı ile kalmamış, bozuk yumurta gibi de kokmuş. adam bir süre nefes alma zorluğu çekmiş ve etrafındaki havayı dağıtmak için peçeteyi kullanmış. tam rahatladım derken yeni bir tane daha gelmiş. ayağını kaldırıp "rriiiipppp" diye salmış. bu seferki hakikaten kocaman bir şeymiş. camlar zıngırdayıp, masadaki tabaklar yerinden oynamış ve bir dakika sonra masadaki çiçekler solmuş. karısının hala telefonla konuşup konuşmadığına kulak kabartmış ve söz verdiği üzere gözündeki bandı hiç çıkarmamış.
neyse ki karısı konuşmaya devam ediyormuş. adam on dakika boyunca hep böyle salıp peçeteyle kokuyu uzaklaştırmış. telefondaki "bye-bye" lardan konuşmanın bitmeye yakın olduğunu anlayınca peçeteyi düzgün bir şekilde dürüp kucağına bırakmış ve ellerini üzerine koymuş. karısı geri döndüğünde tam bir masumiyet tablosu çizip memnun bir şekilde gülümsüyormuş. karısı uzun konuşmadan ötürü özür dilemiş ve gözündeki bandı açıp açmadığını sormuş. açmadığına dair söz alınca "sürpriz" diye haykırmış ve adamın gözlerini açmış..
adam dehşetle doğum günü partisi için masanın etrafına oturmuş olan oniki kişiyi görmüş.