karı koca bir barda oturuyorlar. önlerindeki içkileri yudumlarken bardan içeri hoş bir hatun girer. bizimkilerin yanına gelir, adama sarılarak onu öper. karısına aldırmadan:
- nasılsın hayatım? epey oldu görüşemedik
diyerek başka bir masaya gidip oturur. adamın karısı dayanamayarak sorar:
- kim bu kadın?
adam sakin bir sesle yanıtlar:
- senden saklayacak değilim. metresim!
kadın çıldırır:
- bu ne cüret! bu ne ahlaksızlık!.. ben buna katlanamam, derhal boşanıyoruz! sen ne şerefsiz adammışsın meğer… bir de utanmadan metresim diyorsun… her şey bitti anlıyor musun, boşanıyoruz! hem de derhal!..
adam gayet sakin bir tavırla karısına bakar:
- dur bakalım hele bir sakin ol. ne yani sevgilim etiler’deki dubleksi, akmerkez’deki daireyi, bodrum’daki tripleksi, 24 metre yatı,altındaki son model jeepi, kımızı spor arabayı, maldiv adalarındaki devre mülkü, mücevher ve takı kolleksiyonlarını falan bırakıp boşanmak mı istiyorsun? alt tarafı bir metres için bütün bunlardan vazgeçmeye değer mi bir tanem…
kadın bunları duyunca sakinleşir. çevresine bakınmaya başlar.biraz ilerideki masada oturan bir çift dikkatini çeker. kocasına sorar:
- şurada oturan bizim suat degil mi?
- evet – peki yanındaki kim?
- kim olacak canım, metresi…
kadın önce duraksar. sonra burnunu kıvırarak kocasına sokulur:
- aaaa ! bizimkisi daha güzel valla!.
kadın gece uyanıyor ve kocasının yatakta olmadığını görüyor. üzerine sabahlığını atıp, aşağıya iniyor. kocası mutfakta oturmuş, önünde bir fincan kahve, derin düşüncelere dalmış görünüyor.gözlerinden süzülen iki damla gözyaşını elinin tersi ile silerken, kahvesinden de bir yudum alıyor.
- hayırdır, gecenin bu saati aşkım? nedir derdin? diyor kadın.
adam, kahvenin üzerinden ona bakarken;
- hatırlar mısın aşkım, çıkmaya başladığımızda sen henüz 16 yaşındaydın! ne kadar duygusal, ne kadar şevkat ve sevgi doluydun!
kadının gözleri doldu;
- evet tabii ki hatırlıyorum.
kocasının sözleri gırtlağında düğümleniyordu;
- hani arabanın arka koltuğunda babana basılmıştık!!
adam devam etti;
- ve silahı kafama dayayıp, ‘ya kızımı alırsın, ya da 20 yıl hapislerde çürürsün!!’ dediğini.
yumuşacık bir sesle ‘hımmm’ dedi kadın..
adam yanağından bir gözyaşı daha silip, sözlerine devam etti;
- işte bugün çıkıyor olacaktım!!!
brejnev, küba”ya gelecekmiş. kübalılar toplanmış, bir hoşluk yapacaklar. ülkenin en iyi ressamına başvurmuşlar. bir tablo yap, adı da "brejnev küba’da" olsun diye.
ressam:
"hadi oradan" demiş."ben adamı görmedim bile. adam hayatında küba’ya gelmedi. şimdi ben nasıl "brejnev küba da" diye atmasyondan resim yaparım?"
tesadüf bu ya. bizim temel, puro almaya havana’ya gelmiş o sırada. sıkıntıyı duymuş.. "uşaklar pen size istediğinuz tabloyu yaparım, pana pi sandık puro verun anlaşalum" demiş.
vermişler..
temel bir hafta sonra, kübalılar’ı çağırmış.
" – haçan resum pitti" demiş. tuvalin üzerini örten bezi hızla aşağı çekivermiş. kübalılar da donuvermişler. tabloda, yatakta iki kişi, al takke ver külah..
turizm bakanı deliye dönmüş; gürleyerek sormuş
-bu ne? bu kadın kim?
temel: brejnev’in karısı!"
bakan: peki bu üstündeki adam kim?"
temel: brejnev”in uşağı!.
bakan: peki brejnev nerde ulan!..
temel: brejnev küba’da..
mehmet ile handan öğrenci olup, aynı evi paylaşmaktadırlar. bir gün handan ve mehmet, mehmet’in annesini yemeğe davet ederler. mehmet’in annesi akşam yemeği süresince handan’ı uzun uzun süzer ve aslında handan’ın çok alımlı ve güzel bir kız olduğunu, acaba aralarında ev arkadaşlığından daha ileri bir boyutta bir ilişkinin mevcut olup, olmadığını merak eder.
aklını okumuşcasına mehmet annesine der ki: ne düşündüğünü biliyorum ama emin ol ki sadece ev arkadaşıyız, ötesi yok. akşam yemeğinden sonra mehmetin annesi evine döner.
aradan bir iki gün sonra handan der ki: mehmet, annen bize yemeğe geldiğinden beri gümüş çorba kasesini bulamıyorum. mehmet yanıtlar: annemin almış olabileceğini tahmin etmiyorum ama ben yine de kendisine bir mektup yazayım.
oturur ve yazar:
anneciğim, gümüş çorba kasesini sen aldın demiyorum, ama almadın da demiyorum.fakat konu şu ki: sen bize yemeğe geldiğinden beri gümüş çorba kasesi kayıp.
sevgiler oğlun mehmet.
bir hafta sonra mehmet’in annesinden mektup gelir:
sevgili oğlum: handanla yatıyorsun demiyorum, ama yatmıyorsun da demiyorum.fakat konu şu ki:handan kendi yatağında yatıyor olsaydı, gümüş çorba kasesini çoktan bulmuş olurdu.
papaz, ölmek üzere olan adamın üzerine egilerek: ‘ölmeden önce seytanı ve onun kötülüklerini lanetle‘ der.
ancak adamdan ses çıkmaz. papaz gene: ‘ölmeden önce seytanı ve onun kötülüklerini lanetle‘ der demesine ama adamdan gene ses çıkmaz.
papaz iyice sinirlenir:
-’neden seytanı ve kötülüklerini lanetlemiyorsun be adam?‘
adam son bir gayretle ve fisiltiyla yanıtlar:
- "nereye gidecegim kesinlesmeden kimse hakkında yorum yapmak istemiyorum."
namazın ortasinda temel dursun‘a…
”namazda konusulmaz ama bir araba satayrum dursun” demis,..
dursun, “namazda konusulmaz ama ne kadar isteysun” demis…
temel, “namaz da konuşulmaz ama 15 bin” demis…
dursun, “namazda konuşulmaz ama 13 vereyim” demis ..
temel, “ben secdede düşüneyim” demis…
secdeden kalkmışlar dursun, “tamam mı ula veruymisun arabayı” demis…
temel’de, “kusura kalma dursun, ben rükuda 14 bin e idrise sattim arabayu… “ demiş.
mahkemede hakimle şikayetçi arasındaki konuşma:
- kazadan sonra size ‘nasılsınız?..’ diye soran otoyol polisine ‘çok iyiyim, harikayım’ demişsiniz, şimdi tam tersini söylüyorsunuz ve tazminat istiyorsunuz..!
- efendim atım şimşek.
- bırak şimdi atını matını… olayı anlat..!
- efendim, müsaade ederseniz olayı arz edeceğim, atım şimşekle otoyolda giderken kamyonun biri bize çarpınca ikimiz de yolun kenarına fırladık, müthiş canım yanıyor ve kımıldayamıyordum, yattığım yerden atımın acı dolu feryatlarını duyuyordum tam o sırada otoyol polisi geldi, atın iniltilerini duyunca ona yöneldi, tabancasını çıkararak tam alnının ortasından vurdu, elinde dumanı tüten tabancasıyla benim yanıma geldi, “atının durumu çok kötüydü hallettim” dedi ve sordu, “peki, sen nasılsın bakalım?.. ”
dursun, imam nikahlı 4 karısıyla tek göz gecekonduda yaşamaktadır. arkadaşı temel‘le karısı bir akşam ziyaretine gelir. karadenizlinin karadenizliye her daim ikramı, bir kaç kilo hamsi yapılır. yenilir, içilir sohbet edilir. vakit hayli geç olunca, dursun temel’i bırakmaz. yeriniz vardı, yoktu, olurdu, olmazdı derken temel ve karısı için de birer yer yatağı açar dursun.
hanımları bir yolunu bulup sitem ederler dursun’a. "ula dursun zaten yerimiz yok. ev tek oda. hem hani bu akşam hepimizle halvet edecektin?"
dursun da der ki "sırayla, bir saat arayla gidip dolabın kapısını açın. ben dolabın ışığında döşeğinizi bulup sizi memnun ederim"
sabah olmuş, dursun bütün hatunlarıyla aynı yöntemle sevişmiştir. temel de uyanır bi süre sonra.
-uşağım, nasıl rahat uyuyabildin mi?
-sorma dursun. balık çok tuzlu geldi. acaip susadım. sabaha kadar yandım kavruldum.
-e uşağım dolapta su vardı. kalkıp içseydin.
-ula nasıl kalkayım? dolabın kapısını açanı s*ktin!..
seksenlik koca, evden çikmak üzere paltosunu giyerken onu gören yasli karisi seslenir:
- bu saatte nereye gidiyorsun?
- doktora gidiyorum
- ne oldu bey? yine neren agriyor?
yasli adam siritir:
- yok hanim yok, doktora söylicem bana viagra mi her neyse ondan yazsin.
bunu duyan kadin ayaga kalkar ve o da sokaga çikmak için hazirlanmaya baslar. ihtiyar sasirir:
- eee hanim, sen nereye?!
- nereye olacak, doktora gidiyorum. eger o eski, pasli seyi benim üzerimde kullanacaksan ben de gidip tetanoz ignesi yaptirayim bari!
çoban su kenarında koyunları otlatırken, bir ağacın altında bikini ile güneşlenen fransız bir turist kadın görmüş.
adam zaten uzun zamandır dağda, dayanamamış kadına tecavüz etmiş.
ama ne tecavüz, defalarca.
fransız turist soluğu jandarma’da almış. jandarma, çobanı yakalamış.
getirmişler karakola ifadesini alıyorlarmış.
fransız turist demiş ki:
- böyle bir erkek! ben asla görmedim, şikayetçi değilim ama benimle birlikte fransa’ya gelirse.
adam cevaplamış
- ben nasıl gelirim? koyunlar var, çoluk çocuk var, gelemem.
kadın ısrar ediyormuş:
- gelmezsen hapse atacaklar.
adam sonunda:
- benim bir kardeşim var, o bekâr, onu alıp götür.
fransız turist sormuş:
- o da senin gibi mi? yani güçlü kuvvetli bir erkek mi?
çoban:
- valla bilmiyorum ama 2 sene evvel bir ayıya tecavüz etmişti, ayı 2 senedir hala eve bal getirir.